ve sıra şimdi sende

 

farkındalık mıdır farkında olmak ya da yaşayıp gitmek midir öylesine ?? kim bilebilirki ne olacağını nasıl olacağını hayatın insana neler getireceğini sadece gülümsemek midir asıl olan?? asıl amaç nedir bu hayatta bunu bilmektir asıl olay işte farkına varmak ve öyle yaşamak...

Genç pastacı hiç beklemediği bir darbe yemişti hayattan aman ne güzeldi hayellerini es geçmişti artık sadece yaşıyordu öylesine durduk yere... ama hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği şekilde çıkmıştı işte oydu yanındaydı ama ikiside birbirinden habersizdi. Sadece birbirlerine kızmakla meşguldüler o an, ama bilmedikleri birşey vardı oda bu çarpışma sadece bir anlık değildi. Peki bu çarpışma aşka mı dönüyordu yani kısmet...

1.       BÖLÜM

“ŞANS MIDIR ACABA ŞANSIZLIK...!”

 

Tam tamına 2 yıl olmuştu hayallerini süsleyen her gece rüyalarına giren pastanesini açalı ama yaa acısı oda mı geçmişti evet belki aşık değildi ama işte garip bi duyguydu belki alışkanlıktı onun için belkide bütün hayallerini ona göre şekillendirmişti ama genede garipti işte... ne hayellerdi ama İtalya’ya ordan Fransa’ya gidecektiler iki sevgili en ünlü aşçıların yanında eğitim alacaklardı ama o naptı onu bi başına terk edip gitminşti işte orda hayatını kurmuş gününü gün etmekteydi peki ya Nil o nasıldı sadece sıkkın ama genede mutluydu çünkü hayatı pastanesi olmuştu onunla yatıyo onunla kalkıyodu... ama genede düşüncelere daldı mı o günler geliyodu elinde olmadan...

     NİL:  “aşkım bak kremayı öyle sürersen taşar ama sen beni hiç dinlemiyosun ki”

     MERT: “hım nasıl sürülcek peki hanımefendi” demişti ve Nil bir anda burnunun ucunda ona bakan bir krema tabakası görmüştü 

     NİL: “inanmıyorum sana mert yaa ciddiye al birazda beni bir şey anlatıyorum şurda” demiş ve en sert bakışlarını atmıştı ona, mert’te dayanamayarak gelmiş onu belinden kavradığı gibi kandi etrafında döndürmüştü. Ve yere indirdiği zaman dudaklarına masum bi öpücük kondurmuştu. Nil ise bu duruma dayanamayıp sevgilisini affetmişti bile..

 

Ne kadar garipti o yılları düşünmek bi an kısa bi tebbessümle gülmüş ama sonra onu terkeden bi adam için iyi niyet gösteremezdi çünkü onu çok kötü durumda bırakmış resmen altüst etmişti hayatına kadar sokmuş ailesiyle tanıştırmıştı onu, o napmıştı onun bütün hayatını  hayallerini tek bir sözle çekip almış tek kalemde siler gibi..

       MERT: “be ben bunu yapamam Nil ben seninle bi maceraya atılamam benim haytım sen değilsin özür dilerim ama böyle olması gerekiyo kusura bakma..”

 

Heh ne kusuru canım Nil hiç kusura bakarmı boşver be benim ne önemim var zaten gerizekalı şey sende diye geçirdi bir an Nil sonra kendini sakinleştirip işine odaklandı ama evi, mutfağı ona dar geliyodu artık bir anda çalan teleonun sesiyle irkildi Nil ekrana baktığı zaman can arkadaşı, kardeşi, ortağı her şeyi arıyodu ve bi tebesümle açtı telefonu ;

    NİL: “canımm ”

   NEHİR: “Nil allahsen nerdesin sen toplantı noldu niye gelmedin pastaneye” dedi Nehir

 

***

NEHİR;

Aslen Nehir ama Nil ona neni demekteydi pek sevmezdi Nehir kendisine Neni denmesine ama işte en yakın arkadaşları sadece ona Neni derdi oda artık bişey söyleyemiyordu. aslında neni neydi o bilmiyordu Nil ilk tanıştıklarına ona Neni demiş ve ölede kalmıştı adı. Neni genç güzel bir kadındı Nil'le aynı yaştaydı oda istanbul’luydu ankara’da okumuştu  ve NİL'İn normalde fikir ortağıydı ama gel zaman git zaman pastanen Nehir'i kendine bağlamıştı oda ordan kopmıyordu. Nehir izmir ege’de yüksek lisans yapmakla meşguldü ve Nil'in ev arkadaşıydı. Normalde ankara’dan mezun olan Nehir hayyattan öyle bir darbe yemişti ki bir daha ankara’ya adımını atmamak üzere yemin etmişti. Hayatın sillesi onuda vurmuştu aynı kardeşini vurduğu gibi her ikiside hayattan darbe yemiş iki yalnız kalpti şimdi... nasıl olurda böyle hayata küsmüştü Nehir halbuki en çok gülen en çok hayatla barışık olan Nehir'di. Çook güzeldi gözlük takmayı sevmezdi ama ona gözlüklerin yakıştığını hiç bilmezdi. Kahverengi gözleriyle hep gülmüştü o hayata hep dalgaya almıştı onu hep kendi istediği için mutlu olacağı için yaşadı. Kahkaları en ücra köşeden bile duyulurdu. O bir ayyaştı aslında herkes onu böyle bilirdi ama nolmuştuda hayata bu denli küsmüştü kimse bilmiyordu yarasını kimseye göstermezdi en yakınındakine bile çok iyi gizlemişti kendini sadece en yakın arkadışı vardı onun için değerli olan artık kimseye güvenmiyordu özelliklede erkeklere... kendi içinde yaşıyodu artık Neni...

 

***

 

Aslında Nehir bukadar tepki vermezdi ama korkmuştu işte heleki yaklaşan yıl dönümünden, geçen senede böyle olmuştu mert’le ayrılalı 1 yıl olmuştu ve Nil kendini odasına kapatmıştı günlerce ama alışıyodu artık Nil acıya..

         NİL: “ahh canım unuttum ben onu evdeyim iyiyim merak etme odamada kapatmıcam kendimi hazırlanıp çıkıyorum hemen mesaj olarak yollasana adresi” demişti NİL ve telefonu kapattılar ne garipti 2. Yıla giriyodu onsuz ama artık Nil hiç birşey hissetmiyordu ne kadar kötüydü geçen sene 1 hafta boyunca odasında yaşamıştı odasından dışarı çıktığında da sadece pasta yapıyordu evi artık pasta cenneti olmuştu ama bir şey vardı oda yaptığı her pasta, kek yeni bir lezzeti içinde barındıyordu ve bu yeni lezzetler pastanede kapış kapış gidiyodu... o günleri hatırladığında gene lanetler yağdırdı kendine ama elinde değildi onu düşünmeden yapamıyordu işte... bir an zamanın aleyhine işlediğini fark etti ve hazırlanıp evden çıktı ama bir şeyi hesaba katmamıştı oda havanın durumu tamda zamanıydı yani 15 ekimdi İzmir’de yağmurlar başlamıştı ama şanslı gününde olmalıydı ki son anda şemsiyesini hatırladı ve evden çıktı. Taksiciye bornava’ya gideceğini ve adresi söyledi  45 dakika sonra varmıştı toplantı yerine acele etmeliydi yoksa geç kalacaktı. Ama yapamıyordu alışkın olmasına rağmen giydiği topuklular yüzünden yürüyemiyer üstüne üstelik de yerler ıslaktı kayıp düşmekten korkuyordu Nil ama acelede etmesi gerekiyordu. Yavaş ve sakin adımlarda sonunda varmıştı mekana nişan pastası isteniyordu. 2 yıllık bir işletmeye sahip olmasına rağmen İzmir’de çok tanınan bir mekana sahipti ve yaptığı her pasta, tatlı, kek dillere destandı. Bununla gurur duyuyordu tabikide Nil ama genede kendini hiç bir zaman göz önünde tutmazdı. O ne kadar İstanbul kızı olsada ailesi öyle biri değildi hep mütavaziliği ön planda tutarlardı. Herkes ona hayret eder hem bu kadar güzel hemde bu kadar mütevazi olmak ikisi bir arada görünecek bir durum deiğildi ama o böyleydi işte...

 

İşi bitmişti artık bütün istekleri tek tek not alıp şekil olarak tarif etmişti gelin hanıma. Aslında müşterilerin ayağına gitmezdi Nil ama bu gün bir aksilik olmuştu mekanıda görmek iyi olacak demişti zaten kız tarafıda provalarla meşgüldü nişan düğün gelinlik derken Nil’den rica etmişlerdi oda kıramamıştı. Tabi bunu unutmuştu ama kurtarıcısı onu bu durumdan kurtarmıştı neyseki...

 

Nil dışarı çıktığında gökyüzü her an indirebilirdi ve acele etmesi gerektiğini fark etti ama iste bu lanet topuuklular izin vermiyodu bi türlü nolmuştu bu gün ona sanki her şey tersti. Tam bunları düşünürken yanından geçen bir araba yolda birikmiş olan su birikintisini bir anada foşşşş diye Nil'in üstüne sıçratmıştı. “allah kahretsin” diye düşünürken birde üstüne bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlamıştı “aman ne güzel tamda sırasıydı yani tamda gününü buldum yani arabayı niye veriyosam sanki” diye söylenirken bir taksi durdu son anda, sağ arka kapıyı açtı ve taksiye bindi. Ama birine çarpmıştı oda ne “kimdi şimdi bu benim taksime ne cürretle biner bu densiz....”

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !